[ Milyonlarca tekrarın sonucu ]
Eksik parça tamamlandı. Hamit Güneş, yazılarıyla SAMSUN JEN’de…
Samsun’un yepyeni ve en farklı medyasını izlemeye devam edin…
“Her zaman en iyi yaptığımız şey umutsuzluğu yaşamak oldu. Böyle olmayanlar, ne bu yazıyı yazar, ne bu yazıyı okur. Onların alanlarıyla bizimkisi farklı…“
İlk ‘Alan Savunması’ yazısını okumak için TIKLAYIN #
“EN ÇOK UMUTSUZLUĞU YAŞADIK.
O YÜZDEN EN İYİ YAPTIĞIMIZ ŞEY UMUDUMUZU YİTİRMEK”
-alan savunması-
Bir klişeler silsilesi içinde giriş yaparsak, “Raket gibi kullandığı sol ayağıyla mesafe tanımaksızın attığı sert ve isabetli şutlarla kalecilerin korkulu rüyası olan” eski Galatasaray’lı futbolcu Cevat Prekazi’ye bu yeteneğini nasıl kazandığını sormuşlar. O da “milyonlarca tekrarın sonucu “demiş.
Çok küçük yaşlarda okuduğum bir röportajdan naklettiğim bu alıntı, hayatımda bir çok şeyi tamamlamadan bitirmeme sebep oldu. Çünkü bu basit kural, gözümde öyle güçlü bir gerçeklik taşıyordu ki, her şeyi en iyi yapmak için her şeyden milyonlarca tekrar yapmam gerektiği ön yargısını kazandım. Sadece birer birer sayarken bile saatler sürmesi muhtemel bu milyonu sıraya koymak ve içlerinden biriyle başlamak, kaba bir hesapla 30 yılımı aldı. Paha biçilemeyen bir şeyin pazarda beş para etmemesi gibi, milyonlarla ifade edilen ihtiyaçlar doğal olarak hiçbir beklentimi arzu ettiğim gibi karşılamadı.
Karşılamaya kimse gelmeyip, karşılamaya değer kimseyi göremeyince, kendime yeni bir yaşama alanı bulma sevdasına kapıldım. Kurallarıyla, oyunlarıyla, yenilgileriyle, yanılgılarıyla; iyisiyle-kötüsüyle asgari müştereklerimiz olan kalabalıklar arasında iyi bir yaşam, kalabalık yaşamlar arasında bizlere iyilik edebilecek cömertlikte bir alan… Öncelikler ve kaygılar kadar, bulunduğumuz yeri bize beğendirmeyen öfkemiz, tembelliğimizi meşrulaştıran kinimiz, aslında yaşamadığımızı söylemeyerek sanrımızı unutmamıza yardımcı olan kavgamız, bu alanda ailece çekirdek çitleyerek yaşamaya gayret eden bizlerin ölümlü hayatlarını anlamlı bir maceraya dönüştürme çabasına katkı sağlamaktalar.
Filozoflar, şairler, kanun koyucular, iç açıcılar, toplum mühendisleri, kanaat önderleri; iyiliğimiz, güzelliğimiz, demokrasimiz, cumhuriyetimiz, inancımız, pembelerimiz, mavilerimiz ve geniş bir yelpaze içinde farklılıklarımızı zenginlik olarak kabul eden o engin hoşgörümüz için ellerinden ne geliyorsa yaptılar aslında. O’nların gerçekten de bir suçu yok. Yağmurdan küçük elleri elverdiğince elimizden tuttular. Fakat Zola’nın gerçeği tırısına devam ederken hapisteki zor şartlarda kötürüm olan Dreyfus’un “adalet ve özgürlük” sevinci ayaklarını yerden kesmişti bir kere. Ateş çalınmış, pandoranın kutusu açılmış, kahinler yanılmamıştı. Başlangıcı olan her şeyin sonu da olacaktı. Ama sonu böyle olmasaydı. Milyonlarca tekrarımız sonucu, bu kadar ustaca kırmasaydık hayallerimizi. Beklentimiz her zaman büyüktü gerçi; Muasır medeniyet, kişi başına milyon gelir, her aileye bir hekim, her hekime dilediği kadar hasta, her yazara bir köşe, her köşeye bir yazar… Her zaman en iyi yaptığımız şey umutsuzluğu yaşamak oldu. Böyle olmayanlar, ne bu yazıyı yazar, ne bu yazıyı okur. O’nların alanlarıyla bizimkisi farklı. Bizim ustalaştığımız alan burası; Umutsuzluğu yaşamak. Eleştiriler iftiralara, iftiralar ithamlara, ithamlar hakaretlere dönüşürken; aynı tali hayatın müdavimleri olarak umutlarımız ukdelere, ukdelerimiz heveslere ve heveslerimiz de hayal kırıklıklarına döndü.
Ama bu alan içerisinde kusurlu sayılabilecek hareketlerin sayısı hiç değişmiyor. Bazen bu hareketi yapanlar, bazen bu hareketi yapanların kıyafetleri, bazen de bu hareketi yapanların kıyafetlerinin rengi değişiyor. Ama tuhaf bir ısrar, garip bir korkuyla hala ailecek bu alan içerisinde ölmeyi ümit etmekteyiz.
Bizi bu alan içerisinde tutan güvencenin de bu olması fazla gelmiyor mu size? Artık biliyoruz ki, eğer bazı şeyler yolunda giderse işler sarpa sarmaya başlamıştır. Eğer umutsuzluğa düşersek, alan ihlali yapmamanın verdiği komik hazzı duyuyoruz. Her şey yolunda demektir bu. Değişime karşı olan hıncımızla, önyargılarımıza karşı en ateşli sevgilileri kıskandıracak sadakatimiz, bu yaşam alanının beslendiği iki önemli damar. Bu damara rağmen yeniliğe meyletmek; İhanet! Önyargıyı yargılamak; İntihar! Kim buna cüret ederse, ya delidir ya da Amerikan ajanı. Ama asla bizden değildir.
Kuralları kim koyar? Bize söyleyemeyeceği hataları asla yapmamış insanlar mı? Kendini herkesin yerine koyabilme yeteneğine sahip mitolojik varlıklar mı? Yağmur taneleri kadar adil olabilen doğa üstü yaratıklar mı? Sağduyu, solduyu, ortaduyu uzuvlarına sahip seçilmiş yöneticiler mi?
Aklı karışık, yüreği demokrat, ruhu yaşlı, hayalleri bayatlamış, umutsuzluğu tazelenmiş, adam olacak çocukken hiç büyümemiş birinin diline bunlar dolandı son gelişmelerden sonra.
HAMİT GÜNEŞ

Loading...